Bilgi Çağına Hazırlanmak

Teknolojik ve Toplumsal Ölçütler Açısından Toplumumuz

Bilgi Toplumu ve Gençliğimiz

Bilgi Toplumu Olmayı Engelleyen Sebepler

Bilgi Toplumu Olmayı Sağlayan Ölçütler

Bilgi Toplumu Olmaya Yönelik Öneriler

Bilgi Toplumu Sorun Alanları

Bilgisayar ve Eğitim

Bilişim

Dünyada'ki Gelişmeler

Okullarda Internet Kullanımı

Okullarda Internet Kullanmanın Avantajları

Okullarda Internet Kullanımında Oluşabilecek Dezavantajlar

Sonuç

BİLGİ ÇAĞINA HAZIRLANMALIYIZ

Bilindiği gibi dünyada ve özellikle belli bir gelişme seviyesine erişmiş ülkelerde en çok tartışılan konulardan birisi, sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiştir. "Bilgi toplumu" ve "Bilgi çağı" tabirleri bizde de kullanılmaktadır.

Atomun parçalanması, uzay çalışmalarındaki başarılar, sibernetik biliminin ortaya çıkışı, bilgisayarların oluşması ve yaygınlaşması yeni bir çağın öncüleri olarak görülmüş ve bu yeni çağa "Atom çağı", "Uzay çağı", "Sibernetik çağı", "Bilgisayar çağı" gibi isimler konulmuştur. Ancak son yıllarda bilgi üretiminin olağanüstü boyutlarda artması, bilginin teknolojiye uygulanmasının hızlanması, bilgiyi depolama ve kullanma konusunda olağanüstü imkanlar sağlayan bilgisayarların gelişmesi ve uygulanması ve haberleşme araçlarındaki büyük ilerlemelerle bilginin yaygınlaşma imkânlarının artmasının yeni çağın ana unsurları olduğu açıklık kazanmış ve "Bilgi çağı" tabiri üzerinde karar kılınmıştır.

İnsanlık tarihinde Tarım Devrimi ve onun sonucunda ortaya çıkan Tarım Uygarlıkları dönemi; Sanayi Devrimi ve Sanayi Uygarlıklarından sonra şimdi en büyük devrim yaşanıyor. Bilgi Devrimiyle beraber yeni bir çağ başlamıştır: Bilgi çağı... Yeni bir uygarlık biçimi şekilleniyor: BİLGİ TOPLUMU...

Nasıl, temel üretim biçimi tarım olan bir sanayi öncesi toplumdan, temel üretim biçimi imalata dayanan sanayi toplumuna geçildiyse; benzer bir dönüşümle, zamanımızda insan bedeninin çalışmasının yerini esas itibariyle zihni çalışmanın, mal üretiminden çok bilgi üretiminin önem kazandığı başka bir toplum biçimine yöneliyor.

Bilgi, şimdi temel üretim faktörü olarak görülüyor ve "sermaye-emek hammadde-toprak" gibi faktörlerin en başına yerleştiriliyor. Sözgelimi, bilgisayar üretiminde yüzde 70 bilgi, yüzde 12 işçilik vardır...

Bilgi toplumu üzerinde çalışmalar yapan Japonyalı Yoneji Masuda'ya göre, bilgi toplumunun temelinde "bilgi teknolojisi" vardır. Masuda, bilgi toplumunun özelliklerini sayarken, bilgisayarların, bilgi şebekelerinin ve bilgi bankalarının, bilgi sektörünün yüksek seviyede bilgi üretiminin katılımcı demokrasi ve sivil toplum kavramlarının ön plana çıktığmı belirtir.

Tartışmalar, görüşler, değerlendirmeler sürüp gidiyor... Bilgi devriminin getirdiği değişimlerden başka değişmeyen hiçbir şey yok deniliyor...Tartışmalar devam ederken, bazı gerçekler de yalın bir biçimde ortaya çıkıyor:

1. Bugün dünyayı sarsan ve yeniden oluşturan değişimin temeli bilgi çağının getirdiği gerçeklerdir. Sovyetler Birliği'nin dağılması ve ortaya yeni Türk Cumhuriyetlerinin çıkması da bilgi çağının getirdiği değişikliklerdir.

2. Bilginin kazandığı olağanüstü önem ve değer, bilgi toplumlarının eline öyle bir imkân ve güç vermektedir ki, bu imkâna ve güce sahip olmayanlar için bir tür yeni sömürgeleşme dönemi başlayabilir.

3. Dışa açık ve hür girişime dayalı büyüme modeliyle, demokratikleşme, modernleşme konusunda önemli adımlar atan, bilgisayarlarla ciddi manada tanışma imkânına sahip olan Türkiye, bu adımlarını devam ettirmeli, bilgi toplumu haline gelmek için gerekli olan ortamın oluşmasındaki gayretlerini arttırmalı ve bu alanlarda Türk Dünyasına öncü olmalıdır.

Türkiye ve Türk Dünyası, bilgi toplumlarının ürettiği üstün teknolojiyi gecikmeden almalıdır. Ama asıl o teknolojinin üretilmesini sağlayan bilim birikimine ulaşılmalıdır. Daha da önemlisi, bütün Türk Dünyasında bilgi üretme faaliyetleri hızlandırılmalı, insanlarımızda bilim zihniyetinin daha yaygın hale gelmesi sağlanmalıdır. Bunun için de, bilgi toplumu ve onun öncüsü olan sanayi toplumunu ve insanlığın ulaştığı temelleri, "insanın sağladığı" gerçeği hatırlanmalı, insanın değeri, insanın yüceliği ve insanın mutlak önceliği fikri yerleştirilmelidir.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra "Türk Dünyası Gerçekliği" ortaya çıktı. Dili, dini, kültürü, tarihi bir olan 200 milyonluk bir Türk Dünyası, özünü bulmak, birbirine ulaşmak ve birbirinden güç almak çabası içerisine girmiştir. Tarihin hiçbir devrinde olmayan büyük bir fırsat doğmuştur. Bu fırsatı iyi değerlendirirsek, "milli köklerimiz etrafında birleşerek bilgi çağına ulaşırsak" işte o zaman gelecek bizim olacaktır.

BİLGİ TOPLUMU ve GENÇLİĞİMİZ

-Teknolojik ve Toplumsal Ölçütler Açısından Bir Bakış-

Tarihsel Süreçte Bilgi Kullanımına Bir Bakış

Bilgi, insanlık tarihi boyunca üretilmiş, kullanılmış ve paylaşılmıştır. Bununla birlikte, bilginin üretim

şekli, kullanılış amaçları gibi bir çok unsurda değişiklikler olmuştur.

İlkçağ insanı için bilgi tamamıyla doğada canlı kalmak için gerekliydi ve deneme yanılma yoluyla elde edilmekteydi. Tarım toplumu insanı da bilgiyi, doğaya karşı varolma mücadelesinin bir unsuru olarak kullanmıştır. Ancak mevcut bilgi birikimi onun daha az yanlışlar yapmasına ve ilkçağa göre daha gelişmiş araç ve gereçlerle bu mücadeleyi sürdürmesine yol açmıştır. Sanayi toplumu insanı ise makineleşmenin verdiği güç ve bilgi birikimi ile doğayla yapılan mücadeleyi bir anlamda kazandığına inanmıştı. Yaptığı fabrikalarla, barajlarla, yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarından üst seviyede yarar sağlamakla bir anlamda doğayı egemenliği altına almıştı.

Bilgi çağı insanı ise, doğaya karşı verilen mücadelenin, doğaya rağmen olamayacağını görmüştür. Geçmişte yapılan yanlışların tekrarlanmaması gereğine inanmıştır. Bu sebeple de doğru kararlar verebilmesinin önemi daha da artmıştır. O halde doğru kararları nasıl verecektir? Bilgi çağı insanı doğru kararları verebilmek, eskinin yanlışlarını tekrarlamamak için daha doyurucu bilgilere ihtiyaç duymaktadır.

Bu çağ insanı için, en önemli hammadde öncelikle ne topraktır, ne maden ne de makinadır. Üzerinde en çok durulan, en önem verilen ve ihtiyaç duyulan hammadde bilgidir. Üretilecek şey ne olursa olsun,öncelikle bilgiye gereksinim vardır. İster yeni bir fabrika ya da okul kurulacak olsun, ister öğretim programına yeni bir ders konulacak olsun, ister bir sanat eseri yapılacak olsun, isterse bilgi toplumu üzerine bir tebliğ sunulacak olsun, doğru, sağlıklı, verimli ve yararcı bir kararın verilebilmesi için doğru, yeterli ve verimli bilgiye ihtiyaç vardır.

Bilgi Toplumu Olmayı Sağlayan Ölçütler

Bir toplumu bilgi toplumu olarak ortaya koymak için geçerli tek ölçüt hammadde olarak bilginin kullanılması değildir. Bu husus temelde yer almaktadır ancak bir toplumun bilgi toplumu niteliğini kazanması için çeşitli ölçütlere sahip olması gereklidir. Bir toplumu tümüyle bilgi toplumu yapan ölçütler nelerdir?

Bir toplumu bilgi toplumu yapan 5 ölçüt vardır. Bu ölçütler gerçekleştirildiği oranda o toplum bilgi toplumu niteliğini kazanacaktır1. Bu ölçütler şunlardır:

1- Teknolojik ölçütler: Bir işi gerçekleştirmeyi sağlayan ana güç kaynağı olarak bilgi teknolojisi'nin(information technology) işyerleri, fabrikalar, eğitim kurumları ve evlerde geniş çaplı yayılması

2- Toplumsal ölçütler: Yaşamın niteliğini geliştiren bir öğe olarak bilgi. Yaygın bilgi bilinci ve yüksek nitelikli bilgiye kullanıcının doğrudan erişebilmesi.

3- Ekonomik ölçütler: Ana ekonomik etken olarak bilgi; kaynak, hizmet, ürün, katma değerli bir öğe ve iş alanı olarak.

4- Siyasi ölçütler: Artan katılımcılık ve ortak düşüncelere ulaşmanın karekterize ettiği bir siyasi süreç için bilgi özgürlüğü.

5- Kültürel ölçütler: Ulusal ve kişisel gelişimi sağlamak için bilgi ile ilgili değerlerin yüceltilmesi ve bu yoldan bilginin kültürel değerinin kabulu.

Bilgi toplumu olmak için gerekli olan ölçütlerin ortaya konmasıyla bir anlamda bilgi toplumunun neleri içerdiği ortaya konmaktadır. Buradan hareketle bilgi toplumunun ne olmadığı da ortaya çıkmaktadır. Bilgi toplumunun sadece teknolojik yeniliklerle tanımlanması yanlış ve yetersizdir. Bilgi toplumunu sadece bu boyutlarıyla algılamak, sorunlara doğru teşhisler koymamızı ve etkin önlemler almamızı da engelleyecektir.

Bilgi Toplumu ve Sorun Alanları

Bilgi toplumu için gerekli olan bu ölçütler dikkate alındığında ülkemizin de bilgi toplumu olma sürecine girdiği ifade edilebilir. Ancak bilgi toplumu insanının gelişen değerlerine uygun olarak ortaya çıkan ekonomik, kültürel, hukuki yapılanma içinde uyumlu ve üretken olarak yaşamasına yönelik olarak birçok sorunlarla karşı karşıya olduğu ve yeni sorun alanlarıyla da karşılaşacağı kesindir. Bu olası sorun alanlarından bazıları şunlardır:

1- Bilgi teknolojilerinin yaygın olarak kullanılmasına ve gelişen teknolojinin yakından takip edilmesine yönelik sorunlar.

2- Bilgi teknolojilerini kullananların ve yararlananların gerekli becerilerle donatılmasına yönelik sorunlar.

3- Bilginin bir hammadde, bir mal olması sebebiyle bilginin kullanılmasında ve paylaşılmasında ortaya çıkan sorunlar.

4- Bilgi toplumunun dokusunun farklılaşmasıyla kültürel ve toplumsal uyum alanlarında ortaya çıkan sorunlar.

Bu sorunları daha fazla sayıda ifade etmek ve ayrıntılandırmak da mümkündür. Ancak bu aşamada, bilgi toplumu olma yolunda sözü edilen ölçütlerden, teknolojik ve toplumsal ölçütler açısından yaşadığımız toplumun içinde bulunduğu durum genel hatlarıyla ele alınacaktır.

Teknolojik ve Toplumsal Ölçütler Açısından Toplumumuz

Bilgi toplumu olmayı sağlayan ölçütleri birbirinden kesin çizgilerle ayırmak ve soyutlamak mümkün değildir. Örneğin, okullarda ve kütüphanelerde bilgisayar olması öncelikle bir teknolojik ölçüt olarak ele alınabilir ancak o teknolojilerin oralara konması ve yararlanılması toplumsal ve kültürel ölçütler açısından da bir anlam taşır. Bu yaklaşım esas alınmakla birlikte teknolojik ve toplumsal ölçütler ayrı olarak ele alınıp içinde yaşadığımız toplum açısından ele alınmıştır.

Teknolojik Ölçüt

Teknolojik ölçütler açısından ele alındığında bilgi teknolojisinin temel unsuru olan bilgisayarların bir çok kurumda yer aldığı görülmektedir. Okullarda, hastanelerde, vergi dairelerinde, fabrikalarda farklı amaçlar doğrultusunda kullanılmaktadırlar. Bilgi toplumu olmanın temelinde de eğitim yer aldığından dolayı, teknolojik ölçüt açısından eğitim kurumlarının daha ayrıntılı olarak ele alınması gereklidir.

Bilgisayarların örgün eğitim sistemine üniversite seviyesinden başlayarak girdiği görülür. Öncelikle 1960'lı yılların başlarında üniversitelerde araştırmacılara destek sağlamak amacıyla kurulan merkezleri zamanla lisans, yüksek lisans ve doktora programlarının açılması izlemiştir. Üniversite seviyesinde süregelen bilgisayar eğitimi teknik liselerde bilgisayar bölümlerinin açılmasıyla da daha geniş öğretim basamaklarına yayılmıştır. Ayrıca ortaöğretim seviyesinde de gerek bilgisayar eğiminin (1985) gerekse bilgisayar destekli öğretimin (1989) başlatılması ile bilgisayarlar farklı amaçlarla değişik öğretim seviyelerinde kullanılmaya başlanmışlardır. Bilgisayar okur yazarı olmaya yönelik talep sadece örgün eğitim içinde giderilemediğinden dolayı, üniversitelerin halka açık bilgisayar kursları, halk eğitim merkezleri ile özel dersaneler de bilgisayar okur yazarı yetiştirme hizmetinin içinde yer almışlardır2.

Ayrıca bilgisayarlar, eğitimi öğretimi ve araştırmaları desteklemek amacıyla bazı üniversite kütüphanelerinde, bilgi tarama merkezlerinde ve diğer kütüphanelerde genel okuyucu hizmetleri ve veri tabanları aracılığıyla bilgi tarama hizmetlerini sağlamak amacıyla da kullanılmaktadırlar.

Modern anlamda bilgi teknolojileri dendiğinde genellikle ve öncelikle akla bilgisayarlar ve bilgisayar temelli araçlar gelmektedir. Klasik anlamda ele aldığımızda ise geleneksel kütüphaneleri ve kitapları da bilgi teknolojileri içinde ya da temelinde ele alabiliriz. Günümüzün kütüphanelerinin ise modern bilgi teknolojilerinin desteğiyle daha etkin ve geniş çaplı kullanıma sunulduğunu görmekteyiz.

Burada bir kez daha, bilgi toplumu olmanın, sadece ileri teknolojik araç gereçlere sahip olmakla sağlanamayacağını hatırlamakta yarar vardır. Diğer bir ifadeyle çok iyi kütüphanelerin olması, bu kütüphanelerin ya da diğer toplumsal kurumların bilgisayarlarla donatılmış olması bilgi toplumu olmak için yeterli değildir.

Bilgi toplumu olma sürecinde, niteliği, niceliği, kullanılma yoğunluğu ve amaçları açısından kütüphanelerin içinde bulunduğu durum önem taşımaktadır. Bu durum bir anlamda da bilgi toplumu olma sürecindeki yerimizi ve hızımızı ortaya koymaktadır.

Bilimsel araştırma ve dolayısıyla bilimsel bilgi ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan üniversitelerin bu çabalarını destekleyen en önemli kaynak şüphesiz ki kütüphaneleridir. Üniversite kütüphaneleri, evrensel nitelikteki bilimsel bilgiyi elde edip ileterek üniversitenin amaçlarını gerçekleştirmesine destek sağlamaktadır.

Bilgi toplumu olma yolundaki gelişmelere bu açıdan baktığımızda üniversite kütüphanelerinin, fiziksel konum, personel durumu, mali kaynaklar ve kütüphane kolleksiyonları (kitap ve süreli yayın vb.sayıları) açısından son derece yetersiz olduğu belirlenmektedir. Örneğin tüm üniversite kütüphaneleri dikkate alındığında (1987 yılı verilerine göre) uluslararası kitap sayısı sınırını (300.000 kitap) sadece 3 üniversite (Ankara, İstanbul, ODTÜ) aşabilmiştir3. Diğer yandan ülkemizde üniversite kütüphanelerinin bütçelerinin üniversite bütçelerine oranının da çok düşük olduğu ortaya konan tespitler arasındadır3,4. Üniversite kütüphaneleri bilgi teknolojilerinin temel unsuru sayılan bilgisayarların kütüphane hizmetlerinin tümünde kullanımı açısından da yetersizlikler içindedir5. Tüm bu yetersizlikler teknolojik ölçüt açısından önemli sorunların yaşandığını göstermektedir.

Teknolojik yenilikler son derece büyük bir hızla gelişmektedir. Bugün alınan en ileri özelliklere sahip bir bilgisayar bir iki sene sonra o gün piyasada mevcut modellere göre yetersiz ve verimsiz kalmaktadır. Bu hız, teknolojiyi güne uygun tutmak ve en üst seviyede yararlanmak açısından çeşitli sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu husus ve diğer bazı yetersizlikler ve sorunlar göz önünde tutulmak kaydıyla ülkemizin bilgi toplumu olma yolunda teknolojik ölçüt açısından hızla ilerlediğini söylemek mümkündür.

Toplumsal Ölçüt

Toplumsal ölçütler açısından konuyu ele aldığımızda, bazı sorulara cevap aramak bilgi toplumu olma yolunda nerede olduğumuzu saptamada yarar sağlayacaktır. "Bilgiye ulaşıyor muyuz?", "Bilgiye ne ölçüde ve hangi amaçlarla ulaşıyoruz?", "Bilgiye ulaşmada bilgi teknolojilerinden yeterince ve amaca uygun olarak yararlanabiliyor muyuz?" ve "Sorulan bu soruların içerdiği boyutlar açısından gençlerimize yeterli rehberliği ya da eğitimi verebiliyor muyuz?".

Toplumsal ölçütler açısından "bilgiye ulaşıyor muyuz?" sorusunu "hayır" olarak cevaplamamız mümkün değildir. Şüphesiz ki insanlarımız, özellikle gençlerimiz ve araştırmacılarımız, veri tabanları aracılığıyla ya da daha geleneksel yollarla bilgiye ulaşmaktadırlar. Ancak bu noktada akla, bilgiye ulaşmanın niteliği ve niceliğiyle ilgili, daha önce de ifade edilen sorular gelmektedir.

Üniversite kütüphanelerine yönelik olarak ifade edilen sorunlar üniversitelerin araştırma geliştirme faaliyetlerine de olumsuz olarak yansımaktadır. Bilimsel bilginin evrensel nitelik taşımasından hareketle, ülkemizin dünya bilgi üretimine katkısı arzu edilen seviyeye çıkamamış ve zamanla düşmüştür. Ülkemiz dünya bilgi üretimine katkısı bakımından 1983 yılında 41. sırada iken 1987 yılında 44. sıraya gerilemiştir.

Kütüphanelere, kullanılma yoğunluğu ve amaçları açısından bakıldığında, bilgi toplumu olma sürecinde ortaya çıkan durumun iyi olduğu iddia edilemez.

Araştırmalar, gerek üniversite gerekse lise öğrencilerinin kütüphanelerden nasıl yararlanacakları konusunda sistematik bir bilgi almadıklarını ortaya koymaktadır. Ayrıca, öğrenciler kütüphanelerden, çeşitli kaynaklardan yararlanmak yerine, yanlarında götürdükleri ders kitaplarını okumak suretiyle yararlanmaktadırlar. Bir başka ifadeyle öğrenciler kütüphaneleri daha çok "okuma salonu" olarak kullanmaktadırlar6. İlkokul çağındaki çocukların çocuk kütüphanelerini kullanımları dikkate alındığında ise, 1983 yılından itibaren çocuk kitaplarında ve okur sayılarındaki azalmalar çocuklarımızın kütüphaneye gitme alışkanlığı kazanamamış olmalarının önemli bir işareti olarak karşımıza çıkmaktadır.

İfade edilen bu hususlar gençlerimizi yeterli seviyede kütüphanelere yönlendiremediğimizi ortaya koymaktadır.

Araştırma yapan kişi ve kuruluşlara, bilgi ve belge sağlamak amacıyla kurulmuş olan (1983) YÖK Dokümantasyon Merkezi, modern bilgi teknolojilerini de kullanarak hizmetlerini sürdürmektedir. Bu merkezi kullanan kişiler analiz edildiğinde, kullanıcıların büyük çoğunluğunu üniversite elemanlarının oluşturduğu görülmektedir. Merkeze bilgi taraması amacıyla başvuran üniversite öğrencilerinin oranı ise çok düşüktür. Öğretim elemanları tarafından yapılan tarama hizmetleri değerlendirildiğinde ise en çok yararlananlar araştırma görevlileri, uzmanlar ve öğretim görevlileridir. Taramaların amaçlarına bakıldığında da en fazla tez yapma amacıyla tarama yapıldığı görülmektedir8. Merkeze yapılan tarama başvurularının araştırma görevlileri uzmanlar ve öğretim görevlileri tarafından yapılması, bu genç grubun bilgiye ulaşma isteğinin ve çabasının güzel bir ispatı olarak ele alınabilir. Bununla birlikte taramaların çoğunun tez yapmak amacına yönelik olması, bilgiye ulaşmanın bir zorunluluğa dayanması çekincesini ortaya çıkarmaktadır.

Bilgi toplumu olma yolunda kütüphane kullanımının şüphesiz ki okuma alışkanlıklarıyla ilişkisi büyüktür9,10. Gençlerimizin okuma alışkanlıklarını gözden geçirdiğimizde, öğrencilerin ders dışı kitap okuma sayılarının düşük olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Öğrenciler, okuma alışkanlığını kazanmamış olmalarını az kitap okumalarının sebebi olarak göstermektedirler9.

Kütüphane kullanımına, okuma alışkanlık ve tutumlarına yönelik olarak ele aldığımız bu saptamalar yaygın bir bilgi bilincinin ya da bilgilenme ihtiyacının sağlanamadığını ortaya çıkarmaktadır.

Öğretme Öğrenme Süreçlerinde Bilgi Toplumu Olmayı Engelleyen Bazı Sebepler

Bilgi toplumu olma yolunda özellikle gençlerimizi bilgilenme bilincinden, ihtiyacından ya da alışkanlığından uzak tutan sebepler nelerdir.

Bilgi toplumu olma yolunda ifade edilen ölçütlerin tam anlamıyla toplumda yerleşmemiş olması ya da önemli eksikliklerinin bulunması genel bir sebep olarak ortaya çıkmaktadır. Örneğin, kültürel açıdan bilgili insanın toplum içinde hakettiği yeri alamaması; ekonomik açıdan bilginin yaygın olarak (tüm çalışma/meslek alanlarında) ekonomik bir değer kazanamaması gibi hususlar bilgi toplumu olma sürecini yavaşlatmaktadır.

Öğretme öğrenme süreçlerinde genel olarak bilgiye ( bilginin önemine, bilginin elde edilmesine, işlenmesine, değerlendirilmesine vb.) yönelik olarak gerekli bilişsel, duyuşsal ve davranışsal amaçlar gerçekleştirilememektedir.

Öğretme öğrenme süreçlerinin öğretmenden öğrenciye bilgi aktarımı şeklinde oluşması bu amaçların gerçekleşmesini engellemektedir. Öğretmen merkezli olan, bireysel farklılıklara ve araştırmaya imkan vermeyen bir öğretme öğrenme süreci bilgi toplumu olmaya yönelik çabaları oldukça zarara uğratmaktadır. Öğretmeni merkeze alan ve değerlendirmenin verilen bilgilerin aynen geri alınması şeklinde olan yaklaşımla, öğrenciler ders kitapları dışında bir kitaba yönelmemektedir. Tüm öğretim seviyelerinde birbirinin benzeri olan bu süreç, öğrencilerin okuma ve araştırma alışkanlıklarının ve dolayısıyla da kütüphane kullanma alışkanlıklarının gelişmesini engellemektedir.

Bilgiye ulaşmayı sağlayan ortamların (kütüphaneler ya da bilgi tarama merkezleri) yeterli nitelik ve nicelikte olmaması gerek bu yönlendirmeyi yapacak öğretmenleri gerekse buradan yararlanacakları, engelleyici bir sebep oluşturmaktadır.

Bilgi toplumu olma sürecini hızlandırmak amacıyla çeşitli öğretim basamaklarında bilgisayar okur yazarlığı dersleri yer almaktadır. Özellikle ortaöğretim kurumlarında ve öğretmen yetiştiren kurumlarda bu derslere yönelik uygulamalar daha ağırlıklı olarak bilgisayar programlamasını öğretmek şeklinde yürütülmektedir. Bu sebeple bilgisayar okur yazarlığı dersleri öğrencilerin bilgi toplumuna ya da bilgisayarlara11 yönelik olarak olumlu tutumlar geliştirmelerini sağlayamamaktadır.

Bu yaklaşım eksiktir ve doğru da değildir. Okuma yazmayı %90 oranında bilen ancak kitap ve gazete okuma oranı, ilgisi ve niteliği aynı derecede yüksek olmayan bir topluma sahip olduğumuz bilinen bir gerçektir. Bu gerçekten yola çıkıldığında, bilgisayar okur yazarlığı dersleriyle ortaya konan yaklaşım, yakın gelecekte büyük bir olasılıkla %90 oranında bilgisayar okur yazarı olan bir toplumun oluşmasını sağlayacaktır. Ancak, sadece bu yaklaşım, bilgisayarı bilgi toplumunun sağlıklı gelişimine ve üretkenliğine uygun olarak kullanamayan bir toplum oluşacaktır.

Bilgi teknolojilerinin, sağladıkları üstünlüklerle bilgi toplumunun oluşmasına hizmet eden amaçlar dışında kullanılması da sözü edilen süreci engelleyici bir sebep olarak karşımıza çıkar. Özellikle bilgisayarların belli bir kesim gencimiz tarafından öncelikle oyun amaçlı olarak kullanılması buna bir örnek olarak verilebilir. Nitelikli, eğitim amaçlı bilgisayar oyunları haricindeki bazı oyunların saldırganlığı arttırarak zararlı olması bilgi toplumu olma yolunda önemli bir toplumsal sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Gerek bu zararlı etkileri sebebiyle gerekse bilgisayarların sadece oyun amaçlı olarak kullanılmaları ve algılanmaları sebebiyle bilgi toplumu olma çabalarının ve faaliyetlerinin anlaşılması da zorlaşacaktır.

Öğretme Öğrenme Süreçlerinde Bilgi Toplumu Olmaya Yönelik Bazı Öneriler

Öğrencilerin bilgiye ulaşmalarını sağlayan ortamlar nitelik ve nicelik açısından yeterli seviyeye ulaştırılmalıdır. Bu amaçla üniversite kütüphanelerinin nitelikleri arttırılmalıdır. Bilgiye daha hızlı ulaşılabilmesi için çeşitli alanlara yönelik veri tabanları oluşturulmalı ve mevcut farklı veri tabanlarından yararlanılmalıdır.

Öğretme öğrenme süreçleri, öğretmen merkezli bir bilgi aktarımı sürecinden soyutlanmalıdır. Bu süreç ilgileri ve yetenekleri doğrultusunda öğrencilerin araştırmasına yönelik olarak düzenlenmelidir.

Okuma alışkanlığıyla kütüphane kullanımı ve dolayısıyla bilgi toplumu olma arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Bu sebeple özellikle ilköğretim seviyesinden başlayarak öğretmenler öğrencilerinin okuma alışkanlığı kazanmalarına yönelik olarak önlemler almalıdırlar.

Bilgisayar okur yazarlığı derslerinin amaçları içinde bilgi toplumu olmaya yönelik davranışların kazandırılması da yer almalıdır. Eğer bu ders kapsamında, bilgi toplumu olmaya yönelik davranışların gerçekleştirilmesi uygun görülmüyorsa, o halde öğretim programına bu amaçları gerçekleştirecek bağımsız başka bir dersin konması düşünülmelidir.

Sağlıklı bir toplumsal gelişimin sağlanması ve nitelikli bir toplumun oluşturulması için, bilgi teknolojileri alanındaki gelişmelerin farklı amaçlarla kullanılıp gençlerin kişisel gelişimlerine olumsuz etkilerde bulunmaları engellenmelidir. Bu amaçla özellikle gençler bilgisayar kullanımı konusunda nitelikli eğitsel ve araştırmacılık ruhunu geliştiren yazılımlarla desteklenmelidirler. Bu tür yazılımların üretilmesi, yaygınlaştırılması ve kullanımının özendirilmesi yönünde çabalar harcanmalıdır. Aynı yaklaşımla bilgi toplumunda önemli bir yere sahip olan kitle iletişim araçlarının da olası zararlarını13 en aza indirgeyerek olumlu kişisel ve dolayısıyla toplumsal gelişmenin sağlanmasına dikkat edilmelidir.

 

BİLGİSAYAR VE EĞİTİM

Bilgisayar teknolojisindeki hızlı gelişmelerle eğitim sistemindeki pek çok sıkıntıya çözüm bulmak bugün artık mümkün hale geldi.

Eğitim-öğrenimde, hem görsel hem de işitsel son derece zengin bir ortamı multimedia bilgisayarlar aracılığıyla artık çocuklara sunmak mümkün. Teknik olarak, bir bilgisayara ses ve CD-ROM üniteleri takıldığında, artık o bilgisayar multimedia ortamına geçmiştir. Bunun eğitim için anlamı ise, bir konu hakkında yazı, renkli resim, fotoğraf, video film ve ses ile görsel ve işitsel duyularını uyarıp ilgisini çekerek çocuğun çok etkin bir şekilde bilgilendirilebileceğidir.

Çocuğu bilgilendirmenin yanı sıra zihinsel becerilerini de geliştirmek ise interaktivite ile sağlanabilmektedir. Interaktif bir çalışma ortamında, çocuk bilgisayarla karşılıklı etkinlikte bulunur ve tüm multimedia ortam çocuğun denetimi altındadır. Tüm bunlar bugünün teknolojisinin sunduğu olanaklardır. Yeni eğitim yazılımları da yepyeni bir yaklaşımla bu olanaklardan, yani multimedia ortamdan ve interaktivite imkanından faydalanılarak hazırlanmıştır ve daha da geliştirilmektedir. Söz konusu eğitim yazılımları genelde edutainment software adı altında yaygın olarak kullanılmaktadır.

BİLİŞİM

Dünya bir teknolojik devrim yaşıyor. Kolayca görülebiliyor ki bilgisayar teknolojisi her an önümüze çıkan, günlük hayatımızda sürekli kullanılan bir araç olarak karşımızda: markette, işyerinde, bankada, sinemada, şimdilerde Türkiye'de gerek özel sektörde, gerekse devlet kuruluşlarında artan bir hızla yayılmakta. 2 sene önce Interneti çok az sayıda insan duymuşken, bugün Türkiye'de pek çok kullanıcısı bulunmakta: üniversite öğrencileri, işadamları, sanatçılar Internet'i kullanmaya başladılar.

Internet dünyanın en büyük bilgisayar ağı, en büyük bilgi ağıdır. Ülkeleri birbirinden ayıran sınırlar ve mesafeleri ortadan kaldıran bir ağ. Ve bu ağ her gün artan bir hızla gelişmektedir. Internet'e bağlı bir bilgisayar, ağı oluşturan bilgisayarların sunduğu bilgilerden birkaç saniyede faydalanabilir, bir kütüphane, üniversite veya bilgi hizmeti sunan herhangi bir kurulusun sunduğu bilgilere ulaşabilir, bir müzeyi gezebilir, çocuk kulüplerine ulasabilir, e-mail (elektronik posta) ile birkaç saniyede dünyanın öbür ucundaki birine mesaj gönderebilir, anında karşılıklı iletişim kurabilir... Bunlardan büyük bir çoğunluğu, bu teknoloji olmasa aylar sürebilecek yazışmaları gerektirmektedir. Bunun anlamı sudur: Internet'i kullanan bireyler, dünya teknolojisini, bilgisini, gelişmelerini aynı anda takip edebilme olanağına sahiptir.

DÜNYA'DAKİ GELİŞMELER

Ülkemiz dahil tüm dünyada eğitim-öğrenim sistemlerinin yetersizliği nedeniyle bir değişim süreci yaşanmakta. A.B.D.'de veliler "evde eğitim"i bile düşünmekteler. Okul eğitim sistemindeki problemler nedeniyle, A.B.D.'de hedefler ve planlar yeniden düzenlenmekte. Örnek olarak 2000 yılında Amerikalı çocukların matematik ve bilimsel çalışmalarda dünyada bir numara olması, her Amerikalı çocuğun okula "öğrenmeye hazır" olarak başlaması, bunun için ise kalitesi yüksek, çocuk gelişimine uygun önokulların yaygınlaşması ve ailelerin bilfiil eğitim sisteminin bir parçası olması amaçlanmış olup bu amaçlar doğrultusunda tüm eğitim hedefleri ve sistemi yeniden düzenlenmekte. Öğrencilerin, verimli is hayatına, daha fazla öğrenmeye ve sorumlu vatandaş olmaya hazır olabilmeleri amacıyla, Amerika'daki her okulun, zihinsel becerileri kullanmayı öğretmesi hedeflenmektedir. Mantık yürütme, problem çözme, bilgiyi uygulayabilme, yazma ve etkin iletişim becerilerini kullanabilen öğrenci çoğunluğu da amaçlananlardan bir başkası. Bu nedenlerle, devletin desteklediği çok kapsamlı çalışmalar yapılmakta. Okullarda ve evlerde bilgisayar kullanımı hızla yayılmakta. Japonya 2000 yılında her okul çağındaki çocuğun evinde bir bilgisayarın bulunmasını hedeflemektedir. Ülkemizde, gerek Milli Eğitim Bakanlığı tarafınca, gerekse özel çabalarla çeşitli yenilikler düzenlenmekte ve uygulamaya konmakta. Bakanlığımız okullarda bilgisayarın yaygın olarak kullanılması için çalışmalar yapmakta.

 Çocukların zihinsel becerilerinin gelişmesinde en önemli rol anne-babaya düşmektedir. Ancak yaşadığımız dönemin gerektirdiği hızlı çalışma temposu anne-baba-çocuk ilişkisi için pek olanak tanımamakta. Anne ve babanın çocukların zihinsel gelişim dönemlerine göre düşünme ve algılama şekillerini, psikolojilerini, bunlara göre zihinsel becerilerinin nasıl geliştirilebileceğini öğrenmeleri, öğrendiklerini çocuklarıyla hayata geçirmeleri, açık zihin, sorumluluk, öz disiplin ve her şeyden önemlisi zaman ve sabır gerektirmektedir. Bütün bunlara ise çoğu anne-babanın ne yazık ki fırsatı olamamaktadır. Bu nedenlerle, bir ebeveynin yapabileceği en iyi şey, her ne kadar imkansız gibi görünse de, çocuğun oyun oynamak için vakit bulabilmesine yardımcı olmak, hatta teşvik etmektir.

NEDEN OYUN?

Bir çocuk becerilerini en iyi oyun oynarken, oyun kurarken, bir resim yaparken, bir sey yaratirken kullanır ve geliştirir. Çocuk bu etkinliklerden birini yaparken, oyunuyla, arkadaşlarıyla, kendisiyle, ve/veya hayal ettiği kişilerle/varlıklarla karşılıklı bir etkileşim içindedir. Bu etkileşim dolayısıyla zihinsel becerilerini kullanır ve dolayısıyla geliştirir. Hatta bir yetişkin bile bir soruna oyuncu bir yaklaşımla çözüm aradığında çok daha yaratıcı ve başarılı değil midir?

OKULLARDA INTERNET KULLANIMI

Internet, son yıllarda Türkiye’de de üniversitelerde, basın ve iş hayatında kullanılmaya başlanan, yaşadığımız yüzyıla bilgi çağı damgasını vuran bir sistemdir. Bir kaç yıl sonra, Milli Eğitimi Güçlendirme projesi çerçevesinde okullara bilgisayar sağlandıktan sonraki adım Internetin okullarda kullanılması olacaktır. Internet, okulun duvarlarını yıkarak dünyaya açan, bir okulun verebileceğinden çok daha fazla kaynak sağlayan, öğretme ve ölçme ve değerlendirme tekniklerini değiştirebilecek bir teknolojidir. Internetin okullarda eğitim amaçlı kullanımını artırmak için avantajlarının yanında dezavantajlarının da bilinip, gerekli önlem ve düzenlemelerin önceden alınması gerekir. Bu nedenle, yazarlar bu makalede, Internetin avantajlarını kısaca belirttikten sonra, özellikle dezavantajlarını ve eğitimcilerin bu teknolojiyi amaçlarına en yararlı şekilde kullanabilmesi için yapılabilecekleri, Internetin eğitimde daha yaygın olarak kullanıldığı Amerika’dan örnekler vererek tartışacaklardır.

Internet değişik bilgisayar ağlarında olan insanların, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar birbirleri ile aynı ağ üzerinde imiş gibi haberleşmelerini ve bilgilerini en verimli bir şekilde paylaşmalarını sağlayan bir teknolojidir. Internet, 1960’ larda Amerikan ordusunun savunma bölümünde hızlı haberleşmeyi sağlamak amacıyla kullanılmış, daha sonra genel kullanıma açılmıştır.

Internet üzerinde yapılabilen uygulamalardan bazıları:

E-mail (Elektronik Posta): Elektronik mektup gönderip, almak için kullanılır.
Listserv(Tartışma Listeleri): Gelen elektronik mektupların liste üyelerine otomatik olarak dağıtımını yapar.

Online Conferencing(Elektronik Konferans): Değişik yerlerdeki insanlar, aynı ya da farklı zamanlarda Internet üzerinde konferans yapabilirler. Internet üzerinde açılan bazı forumlar, farklı zamanlarda üyelerinin tartışma açıp, gelen cevapların organize edilmesini sağlarlar. Bu forumlar herkese açık değildirler. İnsanlar Internet üzerinde özel yazılımları kullanarak tartışabilir, ders yapabilir ve hatta oyun bile oynayabilirler.

FTP(Dosya Transfer Protokolü): Internete bağlı iki bilgisayardan birinden diğerine dosya transfer edilmesini sağlarlar.

Usenet: Belli konularda açılan tartışma grupları vardır. Yönetici yoktur. İsteyen herkes katılabilir.
Web Browsing: Internet üzerinde bilgi hizmet birimi olartak çalışan bilgisayarlar üzerinde bilgi taraması yapmak için kullanılan bir deyimdir. Netscape, Internet Explorer, Lynx ve benzeri programlar aracılığı ile bilgiye ulaşılabilir.

World Wide Web (www) Server : Internet üzerinde hizmet birimi (sunucu) olarak çalışan bir bilgisayar.
Telnet(Uzaktan Erişim): Telnet, Internet üzerindeki bir başka bilgisayara kullanıcının erişerek o bilgisayarı kullanmasını sağlayan bir servistir. Bunun en yaygın kullanım şekli kütüphanelere bağlanıp onların kaynaklarından yararlanmaktır.

Peha (1995) okudukları ve tecrübeleri ışığında Internet'in okullarda kullanımını 3 grupta özetlemiştir.
Öğrenciler yaptıkları proje ya da ödevleri, elektronik postayı kullanarak, başka bir okuldaki ya da ülkedeki arkadaşlarına ya da uzmanlara değerlendirmeleri için gönderirler ve fikirlerini alırlar. Örneğin, İngilizce öğrenen bir öğrenci hazırladığı bir öd
evi, İngiltere’deki bir öğrenciye değerlendirmesi için gönderebilir.

Değişik okullardaki öğrenciler birlikte projeler yapabilirler. Örneğin, sıcaklık ile ilgili proje yapan değişik okullardaki bir grup öğrenci, Türkiye’nin ya da dünyanın değişik bölgelerinden bilgiler toplayıp, birlikte grafik çizip analiz edebilirler.

Öğrenciler bilgi kaynaklarına (kitap, dergi, vb.) veya daha üstün teknolojideki bilgisayarlara ağ üzerinden ulaşabilirler. Örneğin, bir okuldaki öğrenciler ve öğretmenler kendi okullarındaki bilgisayarda çalıştıramayacakları bir simülasyon (benzetişim) programını, özellikleri daha iyi olan bir bilgisayara Telnet aracılığı ile erişerek o bilgisayarda çalıştırabilirler. Bu okulda yapılması tehlikeli veya çok pahalı araç gereç gerektiren bir deneyin simülasyonu da olabilir. Öğrenciler bir World Wide Web hizmet birimi üzerinde bulunan bir çok elektronik yayına ulaşabilirler. WWW hizmet birimlerinin eğitimde kullanım şekilleri ve öğrenmeye etkisi, okullara maliyeti konularında geniş kapsamlı bilgi için Owston (1997), bir ilkokulun (K5) Internete bağlanma tecrübesi ve WWW üzerinde yaptıkları aktiviteler için Hixson (1995) makalelerine bakılabilir.

Internet'in okullarda kullanılması bunlarla sınırlı değildir. Yeni kullanım alanları eğitimcilerin yaratıcılığına ve teknik donanımın zenginliğine bağlı kalmaktadır. Örneğin karşılıklı yeterli teknik donanım varsa, öğrenciler derste yayınlarını okudukları yazarlar ve araştırmacılarla anında konferans (online conferencing) yapabilme olanağına sahip olacaklardır. Bu öğrencilerin ufkunu açacak, bilgiye ilk elden ulaşmanın zevkini yaşatacak ve bu insanların erişilmezlik duvarlarını yıkarak onları gözlerinde büyütmelerine engel olacaktır. Hatta belki sonraki yıllarda öğrenciler başka okullarda açılan bir derse bu teknolojiyi kullanarak katılabilirler. Öğrenci kayıtları ya da yazışmalar bir okuldan diğerine Internet yoluyla aktarılabilir.

EĞİTİMDE INTERNET KULLANIMININ AVANTAJLARI

Internetin okullarda kullanılmasının avantajlarından bazıları şunlardır;

Internet içerdiği kaynak ve bilgi zenginliği ile bir okulun tek başına sağlayabileceği kaynakların çok daha fazlasını sağlar. Öğrenci okulunda olmasa bile kütüphanelere bağlanıp kaynak bulabilir, ya da elektronik yayınlardan bilgi toplayabilir. Okulun bilgisayarlarında yapılamayacak büyük bir projeyi ya da çalıştırılamayacak büyük bir programı öğrenciler kendilerine kullanma hakkı verilen üniversiteler ya da değişik kurumlardaki bilgisayarlara bağlanarak (Telnet) çalışabilirler.

Internet öğrencilerin global bir dünyaya ait olduklarını anlamalarını sağlar (Peha, 1995). Öğrenciler, dış dünya ve değişik yerlerdeki insanlarla iletişim kurarak oradaki arkadaşlarıyla, birlikte çalışma olanağı bulurlar. Internette bu tür grup çalışmaları kooperatif öğrenmeyi desteklerken, öğrenmenin sosyal boyutunu da zenginleştirir.

World Wide Web doğrusal (lineer) olmayan bir yapıya sahiptir, yani bütün kullanıcılar aynı yolu izlemek zorunda değildir, bir çok seçenek vardır ve kullanıcı kendi istek ve ilgisine göre istediği yönde ilerleyebilir. Beynimizin çalışma şekli ile benzerlikleri vardır, örneğin aynı anda bir çok olayı farklı yönleriyle irdeleyebiliriz. Bu yönden, Internet üzerinde öğrenilen bilgi beynimizin çalışma yapısına daha çok uymaktadır (Duffy T. M. and Cunningham, 1996).

Internetin getirdiği avantajlar hakkında daha geniş bilgi için Parker (1994) makalasine (http://sunsite.unc.edu/cisco/tracy-article.html) adresinden bakılabilir.

OKULLARDA INTERNET KULLANIMININ GEREKLİ DÜZENLEMELER YAPILMADIĞI TAKDİRDE ORTAYA ÇIKMASI OLASI DEZAVANTAJLARI

Internetin getirdiği avantajlar dezavantajlarından daha fazla konusulmaktadır son zamanlarda. Bu yüzden biz bu makalede özellikle dezavantajlarını ve çözümlerini tartışacağız. Internet okullarda gerekli önlemler alınmadan kullanılırsa, olası dezavantajları şunlar olabilir:
Çoğunuzun bildiği gibi WWW hizmet birimleri üzerinde sex, pornografi, uyuşturucu ve ırkçılık hakkında siteler, Usenet te cinsellik ve ailelerce hoş karşılanm
ayacak başka bir sürü konu üzerinde tartışan gruplar vardır. Öğrencilerin bu sitelere ulaşması sakıncalı olabilir, ya da aileler istemeyebilir. Okullar da ailelere karşı sorumlu oldukları ve olası bir durumda sorumlu tutulmamaları için, bu konularda önlem almaları gerekmektedir. Öte yandan, Kongshem (1994) makalesinde, Amerika’daki okullarda beklendiği kadar çok sayıda problemin ortaya çıkmadığını belirtmektedir. Çocukların bu sitelere erişmesini engelleyecek bazı yazılımlar geliştirilmiştir (Net Nuny, Cyber Patrol, vb). Ayrıca Internet Explorer gibi bazı WWW göz gezdiricilerin son sürümlerinde istenilmeyen sitelere ulaşılmasını engellemek mümkündür, fakat bunların hiç biri tam güvenilir değildir. Çünkü öğrenciler engellenmemiş diğer sitelerden istenilmeyen sayfalara ulaşabilirler. Başka bir önlem öğrencilerin öğretmen ya da baska bir görevlinin kontrolünde WWW hizmet birimlerini kullanmaları olabilir, fakat bu da çok zaman alıcı ve pahalı bir çözümdür, ayrıca çocuklara güvenmediğimizi gösterir, çalışırken onları rahatsız eder ve belki de en önemlisi özgüvenlerini zedeler. Bu konuda bazı Amerikan okullarının bulduğu çözüm Internette izin verilemeyecek olayların listesini yapıp, bu yönde hazırladıkları bir kontratı hem öğrenciye hem de ailesine öğrenci Internete bağlanmadan önce imzalatmak şeklindedir (Peha, 1995). Bazı okullar ise öğrenciye Internete bağlanmadan önce Interneti sorumlu olarak kullanacaklarına dair söz verdirten yazılı bir belgeyi imzalatmaktadır. Ayrıca öğrencinin, ailesinden Internete bağlanmasında sakınca olmadığına dair bir belge imzalatıp getirmesini istemektedirler (Maddux, 1994). Bunlar daha çok, herhangi bir yasak kullanımda okulların kendilerini sorumluluktan kurtarmasını sağlamak için yapılmaktadır, aksi takdirde aileler böyle bir durumda okulu mahkemeye verebilmektedir. Diğer yandan ailenin izni olmadan öğrenciye Internet'e bağlanma hakkı verilmemesinin Amerikan eğitiminde öğrenciye saygı ve güvenin olmamasından kaynaklandığını, öğrencilerin ulaşabilecekleri bilgiye kendilerinin karar vermesi gerektiğini, böyle bir sebepten dolayı öğrencilerin Internetteki bilgi zenginliğinden yoksun edildiğini savunanlar da vardır. (Flanders, 1994) Bizce özdenetimden daha etkin bir denetim olamaz. Amerika’daki bu konularda tecrübeli okulların tavsiyesi, öğrencileri iyi eğitmek ve Internet'te nelere izin verildiği, nelerin yasak olduğu ve bu kurallara uyulmadığı zaman yapılacak yasal işlemleri açıkça belirten bir mukavele hazırlayarak öğrenciye imzalatmak, bu sayede olası bir durumda tüm yasal sorumluluğu öğrencinin omuzlarına bırakmaktır. (Kongshem, 1994) Bu soruna başka bir çözüm de okulların kendi Intranet'lerini kurmak olabilir. Intranet, Internet'in yapısında ama belli bir kuruluşun ya da organizasyonun kendi içinde kullanımıyla sınırlıdır. Öğretmen ve yöneticiler WWW sunucularında buldukları yararlı kaynakları Intranet'e aktarabilirler. Böylece öğrenciler sadece kendilerine yararlı bilgiye ulaşmış olurlar. Intranet'in Internet'e olan dezavantajı ise erişilecek bilginin sınırlı olması ve Internet üzerinde sıkça değişen, yenilenen ve yeni eklenen bilgi kaynaklarının Intranet'e aynı hızda yansımayacak olmasıdır.

Internet'in ikinci dezavantajı bilginin organize olmamasıdır (Info Glut ). (McKenzie, 1996) Kütüphaneler kitapları indeksleyerek bilgiye en kolay bir şekilde ulaşmamızı sağlarlar. Öte yandan Internet'te organize edilmemiş bir bilgi yığını vardır. (Maddux, 1994) WWW üzerinde bilgi taraması yapabilmek için birtakım arama programları geliştirilmiştir. Fakat bu uygulamalar da her gün binlerce sayfanın eklenildiği ve artan bilgi yığını karşısında çoğu zaman yetersiz kalmaktadırlar. Herhangi bir konuda tarama yaptığınızda bir çok bulgu gelmekte, bunların arasında asıl işinize yarayanını bulmak ve yaramayanını elemek oldukça fazla zaman almaktadır. Öğrencilerin sınıflardaki ders saatleri içinde WWW de aynı şekilde bir bilgi taraması yaptıkları düşünülürse dersin büyük bir bölümünün bilgiye ulaşmak için harcanacağı açıktır. Bunun için bir çözüm Intranet olabilir yine. Başka ve belki daha iyi bir çözüm okulların hem öğrenciye hem de öğretmene yararlı bilgi, aktivite ve materyallerin bulunduğu WWW siteleri hazırlamaları olabilir. Amerika’da her eyaletteki okul bölgeleri (school district) bu tür siteler hazırlayarak bünyelerindeki okullarda öğretmen ve öğrencilere WWW üzerinde yararlı ve düzenli bilgi sunmakta ve onları Internet üzerinde eğitim amaçlı diğer sitelere yönelterek bir derece düzenleme görevi görmektedirler. Bu tür sitelere iyi bir örnek http://www.bham.wednet.edu olabilir. Türkiye'de her okulun yukarıda belirttiğimiz türden WWW sitesi geliştirmesi hem zor, hem pahalı hem de gereksiz bir iştir. Milli Eğitim Bakanlığında bu tür bir WWW sitesi hazırlanması da sorunu çözmez, çünkü tek seçenek olacağı için bilgi zenginliğini kısıtlayacak, ve daha önemlisi uzak bölgelerden erişen okulların hızı yavaş olacaktır. Bize göre en iyi çözüm, Milli Eğitim Müdürlüklerinin her ilde bu tür bir Web sitesi oluşturması ve sürekli geliştirilmesine katkıda bulunmalarıdır.

Internet'te bir diğer problem ise erişilen bilginin niteliğidir (Info Garbage). (McKenzie, 1996) Bilimsel yayınlar, kitaplar ve dergilerde yayınlanan bilgiler bir editör denetiminden geçmiş yayınlardır. Fakat Internet'te her isteyen her istediğini bir denetim mekanizması olmaksızın yayınlayabilir. Bu yüzden Internet üzerinde ulaştığınız çoğu yayının kalitesinden emin olamazsınız (Maddux, 1994). Olaya okullar açısından bakıldığında zaman sınırlaması bu tür işe yaramaz bilgileri gerçek bir problem yapmaktadır. Okullardaki öğretim-öğrenim sürecinde zaman kaybını önlemek için alınacak önlemler yine yukarıda belirttiğimiz iki yöntem Intranet ya da daha iyisi okullara bu bilgi çöplüğünde yol gösterecek, onları kaliteli bilgiye ulaştıracak siteler hazırlamaktır.

Okullarda yaşanabilecek olası bir başka sorun telif hakkı (copyright) olan bir malzemenin izinsiz kullanımıdır (EJ535631). Internet'te bulunan bütün bilgi, program, resim birileri tarafından geliştirilmiştir ve Internet'te bunları alıp kullanmak çok kolaydır. Eğer bir malzeme genel kullanıma açık (freeware) ya da belli şartlarla genel kullanıma sunulmuş (shareware) değilse, alıp kullanmadan önce sahibi olan kişi veya kuruluştan izin alınması gerekir. Genelde çoğu kişi ve kurum eğitim amaçlı kullanıma çok çabuk izin vermektedir. Fakat bazı kişi ve kuruluşlar eğitim amaçlı dahi olsa bu izni vermemektedir. Örneğin ‘Disney Land’ firması, bir öğrenciyi onlar tarafından geliştirilmiş bir çocuksu karakteri çoklu ortam (multimedia) projesinde kullandığı için uyarmış, karakteri çıkarmadığı takdirde öğrenciyi mahkemeye vereceklerini söylemişlerdir. Okullarda bu tür olayların olması durumunda okulun sorumluluktan kurtulması için, yukarıda bahsettiğimiz Internet'e çıkmadan önce öğrenciye imzalatılacak belgede telif hakları eklenmeli, izinsiz kullanım durumunda okulun sorumlu olmayacağı belirtilmelidir. Buna ek olarak öğrenci ve öğretmenler bu yolda eğitilmeli ve öğretmenler öğrencilerin hazırladıkları projelerde Internet'ten alıp kullandıkları kaynaklar için izin belgelerini eklemelerini istemelidir, ki bu e-mail yoluyla kolaylıkla alınabilir. Böylece, öğrencilerin ileride telif haklarına saygılı birer vatandaş olmaları sağlanmış olur.

SONUÇ

Internet, eğitim uygulamalarına yepyeni ve yararlı değişiklikler getirebilecek potansiyele sahip bir teknolojidir, fakat gerekli önlemler alınmazsa bazı problemleri de beraberinde getirecektir. Bu yüzden, Internet okullarda kullanılmaya başlanılmadan önce konu üzerinde iyice düşünülmeli ve gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bu konuda hukukçulara ve okul yöneticilerimize ve Milli Eğitim Bakanlığına büyük görevler düşmektedir. Hukukçular okullarda bu tür sorunlar çıktığında hangi durumlarda okulun, hangi durumlarda öğrencinin sorumlu tutulacağını belirten kanunlar geliştirmelidirler. Örneğin, Amerika’da bir öğrenci okulun açık tartışma grubunda birisi hakkında kötü sözler yayınlıyorsa, bu durumda sorumluluk tamamen öğrenciye aittir (EJ535631). Çünkü okul yönetimi ya da ağ görevlisinin kendi ağlarında yayınlanan herşeyi kontrol etmesini beklemek imkansızdır. Bu durumda onları cezalandırmak, bir kitapçıda satılan bir kitabın içeriğinden dolayı yazarın değil de kitapçının sorumlu tutulmasına benzer. Ama okul yönetimi bu durumu biliyorsa ve izin vermişse okul da bu suçtan sorumlu tutulur. Telif hakkı olaylarında uygulama biraz daha farklıdır. Okulun WWW sunucusunda bulunan ve izinsiz kullanılan bir malzemeden bilgisi olmasa bile okul yönetimi sorumlu tutulur. Bu durumun adaletli olmadığı belirtilmekte ve değiştirilmesine çalışılmaktadır. Sex ile ilgili yazı veya resim gibi şeylerin okul sunucuları üzerinden gönderilmesi durumunda, okul olaya aktif olarak katılmadıkça sorumlu değildir. Gönderen, alan ve arada bu işe bir şekilde katılanlar sorumludur. Hukukçularımıza düşen görev bu tür kanunların Türkiye için de geliştirilmesidir.

Okul yöneticilerine düşen görev ise öğrencilerini Internet'in sorumlu ve bilinçli kullanılması konusunda eğitmek ve Internet'te nelere izin verilip, nelere izin verilemeyeceğini ve bu kurallara uymazlarsa neler olacağını açıkça bir kontrat üzerinde belirtip, öğrencilere ve belki de ailelere de imzalatmaktır. Bu şekilde kendilerini ve okullarını bilgileri dışında gelişen olayların kanuni sonuçlarından korumuş olurlar. En iyi Internet kullanma kontratı (EJ535631) olarak gösterilen Shelby County (Kentucky) Schools Computer Usage Agreement Contract (Bidwell) in kullandığı kontrat ektedir. Türkiye'deki okul yöneticileri için de iyi bir örnek olabilir.

 

Internet Ana Sayfasına Dönmek İçin Tıklayınız